20May

İşbirliğinde Etik


Betül ÇOTUKSÖKEN**
İnsanı diğer varlıklardan ayıranın ne ya da neler olduğu sorusu Eskiçağdan beri sorulan sorudur. Böyle bir soru temelini, düşünmenin doğasında bulur. Çünkü düşünme bir edim olarak, benzerleri bir araya getirir; farklı olanları da ayırt eder.

Öte yandan insan duyulur-algılanır olanı, saltlığı, yalınlığı içinde duyumsamaz; tam tersine duyulur-algılanır olan her şey im ya da gösterge değeri taşıyan “şeyler” olarak duyumsanırlar. Böyle bir durum, insanın önüne simgelerin ya da imlerin/göstergelerin oluşturduğu bir dünyayı açar. Başka bir deyişle insan böyle bir dünyanın içine açılır. Belki de varoluşçuların deyimiyle böyle bir dünyanın içine atılır, fırlatılır.

Bu dünya eylem dünyasıdır, bilgi dünyasıdır ve insan türü var oluşunu farklı görünümler içinde yapılanan bu dünyada, türdeşiyle olan çoğul ilişkileri içinde somutlaştırır. İnsan dünyası aynı zamanda kuralların, yasaların, her türüyle değerlerin dünyasıdır ve bu değerlerin anlamlandırılarak gerçekleştirilmesi, bir noktada her şeyin önüne geçer.
Tek insanın olsa olsa bir imge ürünü olduğunu herkes bilir. İnsanın tek olarak hiçbir şey olamayacağının en somut kanıtı toplumsallığın ürünü olan; ama aynı zamanda toplumsallığı taşıyan dildir.

Dilin de bir kurallar bütünü olduğunu herkes bilir ya da fark eder. Dilin kendisine açtığı yolda yürüyen, kendisi gibi olana dil aracılığıyla ulaşan; ancak konuşma edimiyle, ortaklaşa ya da toplumsal olan dili kendisinin kılan insan, her birinin arkasında belli bir tutum, yönelim olan eylemlerini, davranışlarını, farklı ortamlarda gerçekleştirir. Adına genellikle “toplum” denilen bu ortam insanın büyük ölçüde kendisine ait olduğunda ya da kendi kendisiyle baş başa kaldığında belki de özel alan, özel yaşam diye adlandırılabilir.

Ama aynı dünya bir başka görünümüyle, başkalarıyla paylaşılan bir dünyadır ve ister istemez ne türden olursa olsun işbölümünün belirlediği dünyadır. İşbölümü zorunludur, kaçınılmazdır; çünkü hiçbir tek insan kendi kendine yetemez, her insan başkasına, başkalarına, türdeşine ve onun yarattığı değerlere gereksinim duyar.
Hatta “başkası” somut gerçekliğin ötesine de geçer ve günümüzde olduğu gibi sanal gerçekliğin bir parçası olarak somut gerçekliğe hükmedebilir.

Sınırların gittikçe belirsizleştiği ve her şeyin araçsallaştırıldığı bir “dünya”da yaşayan insanın imleri/göstergeleri, anlam verdikleri, sayıca olağanüstü düzeyde artmıştır. Gittikçe yersiz ve yurtsuzlaşan, neredeyse her yerde olan/olabilen insanın, her zamankinden daha çok kendisi, eylemleri, davranışları, eylemlerinin ardındaki niyetleri, amaçları; kendisini kuşatan değerleri üzerinde düşünmeye gereksinmesi vardır.

Her şeyin bir bakıma görünürlük kazandığı, devinimin üst boyutta arttığı böyle bir dünyada tekil-yerel-geleneksel olanla; tümel-evrensel olan; özel olanla kamusal olan arasındaki ilişki üzerinde hepimizin düşünmesi bir zorunluluk olarak kendini göstermektedir.

“Tekil-tümel, yerel-geleneksel/evrensel olan, gündelik yaşamın hızlı akışı içinde tam da nerede karşımıza çıkar?” “Bu bağlamda yerel olan, geleneksel olan neye işaret eder?” “Evrensel, kamusal olan neye karşılık gelir?”sorularını sormak ve yanıtlamak günümüz insanının, bilinçli insanının ödevlerinden biridir. Gitgide artan hareketliliğin nedenlerinden biri işbölümüdür ve işbölümünün de çağrıştırdığı en önemli çerçeve ya da kavram “işbirliği” kavramıdır. Öte yandan hareketlilikle birlikte adı anılan bir diğer kavram da “rekabet” kavramıdır.

Gerek işbirliği, gerek rekabet değer-niyet/amaç-davranış/eylem üçlüsü dikkate alındığında, bu üçlüyü anlamlandırmada üzerinde durulması gerekenler, biraz önce sözü edilen özel-toplumsal-kamusal olandır ve yine bunlarla bağlantısı içinde ahlaksal-etik-hukuksal olandır. Ortaya çıkan kavramları birbiriyle eşleştirmek ya da birlikte gidişlerinin, koşutluklarının düzeyini anlamak bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır.

Örneğin, sınır tanımayan rekabet “kendince” bir “ahlaka” bağlanırken, kendince birtakım sözde değerlere eklemlenirken; insanca bir işbölümüne dayalı olan, insanlar, bireyler, kişiler tarafından iyi niyete/bilgiye dayalı olarak kurgulanan işbirliği, neredeyse kendiliğinden etiğe ve onun üzerinde yükselen, salt yasa olarak kendini göstermeyen hukuka dayalıdır. Başka bir deyişle, “rekabet-ahlak-yasa bir yanda; işbirliği-etik-hukuk diğer yandadır” savı ileri sürülmektedir. Burada sözü edilen altı farklı çerçevenin, kavramın ilgili olduğu diğer çerçeveler ya da kavramlar da tutum, niyet, amaç, değer gibi düşünme nesnelerdir ve bunlar “görünmezler”dir bir bakıma; eylemleri/davranışları belirleyen bu yapılar (: düşünme nesneleri) anlaşılmaları en zor olanlardır. Onların eşliğinde gerçekleşen eylemler/davranışlar algıya, başkalarının değerlendirme edimlerine açık, yorumlanmaya açık görünüşlerdir.


Zorluk da işte buradadır: eylemleriyle varolan insanlar rekabet-ahlak-yasa üçlüsüne göre mi eylemde bulunmaktadırlar; yoksa işbirliği-etik-hukuk üçlüsüne göre mi eylemde bulunmaktadırlar? Üçüncü bir seçenek olarak şöyle de diyebiliriz: Bunlar karma bir duruma mı işaret etmektedirler?

Gelinen bu noktada biz devingen bireylere düşen, eylemlerimiz ve onların ardındaki değerler üzerinde düşünmek olacaktır.

Yaşamın gittikçe ayrıntılandığı, işbölümünün ayrıntılanmasına koşut olarak herkesin ötekine olan gereksiniminin arttığı bir dünyada “her şey yapılabilir”in neredeyse ilke haline geldiği bir ortamda, rekabet ortamında yerinden edilen işbirliğidir. Rekabet hırsları, pathosu, patolojik olanı kışkırtırken; işbirliği logosu harekete geçirmektedir; insanın içinde yer aldığı, içinde bulunduğu durumu çözümleme edimini etkin kılmaktadır.

Öyleyse, şimdiye değin ileri sürdüklerimizi biraz daha somutlaştıralım. Çıkış noktamız şu olsun: Rekabet ve rekabetle birlikte giden kavram koşutlukları insanı hangi noktaya getirir? Öteki sorumuz da şu olsun: İşbirliği ve işbirliğiyle birlikte giden kavram koşutlukları insanı hangi noktaya getirir?

Rekabet reaktiftir.

Rekabet içinde bulunulan ana, şimdiye yöneliktir.

Rekabet çözümlemeyi kısa erimli yapar.

Rekabet her şeyi, özellikle de insanı araçsallaştırır.

Rekabet pragmatiktir.

Rekabet bilgiye ama çokça sınanmamış bilgiye dayanır.

Rekabetin olsa olsa ahlakı vardır; her an değişen sözde kuralları vardır.

Rekabetçi bir kavrayış, kendini zamana uymakla betimler; zamanın, durumun gereklerini anlık olarak yerine getirmekle tanımlar, belirgin kılar. Ama tam da burada çok ilginç bir durumu da saptayabiliriz: Tutarsızlıklar, zamana uyma olarak değerlendirilebilir (!)

Rekabet ortamında amaca ulaşmak için her şey yapılabilir.

Rekabet ortamında en çok zedelenen, kişi ve değerlerleridir.

Rekabet tartışmayı, eleştiriyi, açıklığı, açık iletişimi yok eder ya da alabildiğine sınırlar. Günlük yaşamda gizli anlaşmalar, kısa erimli amaçlar çerçevesinde söz verme, rekabetin ayrılmaz parçalarıdır.

Rekabet, evrensel etik değerleri, evrensel etik değerlere dayalı hukuku hiçe sayar.

Rekabet özelin, özel ortaklıkların sınırlarını genleştirir, genişletir.

Rekabet zayıflıklardan yararlanmanın yollarını açar.

Sıralanan ya da sayılan ve daha da çoğaltılabilecek bu nitelikleriyle rekabet, yozlaşmayı görünür kılar ve giderek normalleştirir; tüm bu özellikleriyle de büyük ölçüde “olan”a işaret eder. Ancak insan dünyası salt olanın değil, olması gerekenin dünyasıdır aynı zamanda. Aralıklı olarak ya da ender olarak “olan”a çokça da “olması gereken”e göndermede bulunan işbirliği ise yukarıda sıralananların tam tersine doğrultudaki niteliklerden oluşur.

İşbirliği proaktiftir.

İşbirliği geçmiş-şimdi-gelecek çözümlemesi yapar.

İşbirliği uzun erimli çözümlemeler yapar.

İşbirliği insansal değerleri öne çıkarır.

İşbirliği salt pragmatik değildir; öncelikle bağlantılı olarak yaşamı/dünyayı ütopyalarla zenginleştirir.

İşbirliği bilgiye; işlenmiş, sınanmış bilgiye yönelir ya da bilgiye dayalı olarak ilgili olduğu durumu sürekli bir biçimde gözden geçirir.

İşbirliği özneleri önemsediği için eylem-değer/niyet/amaç ikilisi arasındaki ilişkileri önemser ve genelin yararını düşünür; genele ilişkin ölçüt geliştirir.

İşbirliği yapan paydaşların düşünceleri, öngörüleri, içinde bulunulan koşullarla ilişkileri içinde sürekli olarak çözümlenir.

İşbirliğinde salt amaç değil, yürünen yol da önemlidir.

İşbirliğinde kişi ve değerleri de bir o kadar önemlidir.

İşbirliğinde; tartışma, eleştiri ve açıklık, hesap verebilirlik/verilebilirlik, sorumluluk gibi kavramlar öne çıkar.

İşbirliğinin çatısı evrensel etik değerlerle, hukukla bağlantılıdır.

İşbirliği kamusalın sınırlarını genişletir. Bu noktada da hukuka açılır.

İşbirliği zayıflıkları fark eder ve saptanan zayıflıkları gidermenin yollarını arar.

Bir adım daha ileriye giderek, örgün eğitim ortamında rekabetin yol açtıklarıyla, işbirliğinin sağladıkları üzerinde düşünebiliriz. Rekabet, örneğin herhangi bir okuldaki bölümler arasındaki ya da üniversitede fakülteler arasındaki iletişimi zorlarken; hatta iletişimi ortadan kaldırırken, işbirliğine dayalı ilişkiyi tam tersine bu iletişim güçleri kılmanın yollarını arar; olup bitene daha geniş açıdan bakar.

Öyleyse başta da belirtildiği gibi, rekabet ahlak ve yasaya bağlıyken; işbirliği etik ve hukukla birlikte gider. Bu saptamayla bağlantılı olarak da bir kez daha “rekabet” ve “işbirliği” kavramlarını doğru bir biçimde kullanmanın ne denli gerekli olduğu açıkça ortaya çıkıyor; günümüz insanının en temel ödevi budur diyebiliriz.




Bunlara Bakmakta Fayda Var

  • Amaçsal Etik (teleological ethics)
  • ...
  • Ahlâkbilim (ethics)
  • ...
  • Louvre İstanbul’da
  • ...
  • Yaşarken Hayatı Tatmak
  • ...
  • Serbest Muhasebe Etiği
  • ...
  • İNTERNET İNTRANET EXTRANET
  • ...
  • Isı ve Sıcaklık
  • ...
  • Uzlaşmanın Anatomisi
  • ...
  • Mobil Uygulamalar
  • ...
  • Gerçek Gelecek Yayından Kaldırıldı
  • ...
  • Yorum Yapin


    web counter
    Buweb En iyi Google Chrome ile gezilir. hosting